Aramizda hayatlarinin büyük bölümünü yurt disinda baska ülkelerde gecirenler belki bilirler, yillar gectikce, zaman uzadikca yeni cikan kitaplari, gazeteleri , gündelik kültürü ve bundan beslenen canli bir dili takip etmek zorlasir (gerci son yillarda giderek hizlanan internet hayatimiza yeni ufuklar acsa da temel problem degismiyor). Bunun, kac dili ana diliniz gibi bildiginiz, kac degisik ülke görmüs ve yasamisliginizla, ailenizin degisik ülke ve kültürlerden insanlardan olusmasiyla pek ilgisi de yoktur, insan gercek anlamda "ayni anda" , " o anda" sadece bir "yerde" olabildigi, sadece "bir" dili konusabildigi icin giderek yasadigi yerin, oranin kültüründen daha cok beslenmeye baslar. Bu gelismenin bir dolu asamasi var tabii. Ilk yillarda kosarcasina bir tempoyla herseyi takip edebilecegini, sanirken yillar ilerledikce bunun yerini baslarda tuhaf hüzünlü bir sucluluk duygusuyla gelisen, sonra da bundan giderek kurtulup özgürlesen, artik bu ayriligi sakince kabullenip, dogal bulma asamasina gelir insan. Bu ayni zamanda, zamani coktan gelmis saglikli bir veda gibidir, insan dilden, onu besleyen, canli tutan, gelistiren gündelik hayat, mizah, politika ve kültürden uzaklastikca, cocukken, gencken daha iyi bildigi, tanidigi icin kendini evde hissettigi – benim simdi düsündükce giderek daha da hosuma giden- sadece Türkiye’de rastladigim, bir tür „Türkiye mizahi“ndan da uzaklasir. Bu mizah bence bir cok acidan disa kapali, yabanci seylerden ürken – hadi korkan demeyeyim- yillardir basini batiya umutla ceviren, ama onun bir cok yaniyla hic anlasamayan, yorucu, zorluklarla dolu, sürekli sikayet edilen, gerceklikle ciddi problemleri olan, esi görülmemis bir vurdum duymazlikla geriye, tarihe pek bakamayan, haliyle gelecegin ne olacagina dair tahayüllü de sinirli ve güdük kalan bir gelenekten beslenen gündelik hayati bu hüzünlü mizahla yasanir kilan, oradan degisik bir dinamik yakalayan, aslinda kapilarimizin icerden de bayagi kapali oldugu disardaki baska bir dünyanin parcasi olunabilecegi umudunu derinden hissettiren bir sey.
Sanirim 4-5 yil kadar önceydi, google aramalarinda gözüme carpmisti. Özellikle türkce bir seyler ararken Sourtimes.org. da yazilanlar digerlerinden daha farkliydi. Okuduklarimin ilk baslarda yaklasik büyük bir yüzdesini tanimadigim icin, anlayamasam da, stillerinden iclerinin dolu, yepyeni, özgür, bazen sevimli naif, bazen kibirli, bazen ebeveyin kusaklarina cok yakin cok siradan, cogu kez ama kendiyle de dalga gecebilen, bilgi eksikliklerine ragmen acaip bir sivil dinamigi olan, hemen her politik ve sosyal kesimden fikirlerin yazildigi, büyük kismi resmi dilin disinda kalabilmis eksi sözlükle tanistim ve yeniden kendimi türkcenin ve Türkiye’nin tam icinde buldum...
Keine Kommentare:
Kommentar veröffentlichen