Freitag, 27. März 2009

Ah Onkel Max !


Dün Tante Lisl aradi Salzburg’dan. Daha ilk kelimesinde bir gariplik oldugu belliydi, hic agladigini görmemistim. Onkel Max öldü dedi.
Her ögle sonrasi yaptigi yemek sonrasi uykusunda kalp krizinden ölmüs. Sessiz ve sakin. Yüzündeki ifade hala uyuyor gibiymis. Hemen herkesin düsledigi ama büyük olasilikla bir mitos olduguna inandigim uyku sirasinda ölüm gercekten gelip Max’i bulmus.
Hayatinin büyük bölümünü botanige ve antik roma arastirmalarina adamis, bu arda Lisl ile birlikte dört cocuk büyütmüs, sayisiz makale yayinlamis, bir müze kurmus, köpegiyle birlikte uzun süren yürüyüsler yapmis, ikinci dünya savasini yasamis, kiliseden ayrilmis, her zaman bagimsiz ve dik basli olmus, bana yillar önce bu aileye katilirken ictenlikle kucaklayarak hos geldin demis Max’i külleriyle hepbirlikte ugurlayacagiz.
Ne demistik daha bu sonbahar’da Münih’te yine bir aile ici dogum günü icin karsilastigimizda: ne güzel bu kez bir cenaze icin bir araya gelmedik!

Keine Kommentare:

Kommentar veröffentlichen