Sonntag, 18. April 2010

hafta baslarken

Eh, bir gün bekleme süresinin bitecegini biliyordum tabii. Ama sevimli B. nin arada bir israrli sorularini nazikce – hatta bayagi bir inandiricikla- gecistirdikten sonra kendimi pek de iyi hissemiyordum. Elbette cok uzun süren her belirsizlik gibi bunun da bir gün bitmesi gerekiyordu.


Simdi belki fazla abarttigimi düsünenler olacaktir kimbilir, konu kisaca su; bundan alti – yedi ay önce B. nin bana acaip severek ve begenerek okudugunu anlatarak, mutlaka benim de okumama karar verdigi, bunla kalmayip yaninda getirip, masama koydugu bir kitap. Elif Safak’in son kitabi „Ask“.

Yine yillar önce böyle bir tanidigin israrina yenilip Bit Palas’i okumustum. Simdi ayrintilari fazla hatirlamiyorum ama adini ilk kez duydugum, Türkiye’de en az son yirmi, yirmibes yilin yeni yazarlarinin da büyük bir kismini tanimadigim icin bu kitabi sonuna kadar okumustum. Yazarin ilerde tecrübe kazandikca, kitaptan ya eksikligiyle bosluklari derinden hissedilen , ya da üzerlerinden gereksiz fazlalik akan her cümlenin- ki sayilari bence cok fazlaydi- bir denge bulabilecegini tahmin ederek umut oldugunu düsünmüstüm. Eninde sonunda konusu ilgincti. Sonrada bu yazari tamamiyla unutmustum.

Ilerleyen yillarda arada bir türk online gazetelerinde ve eksi sözlük’de rastlantiyla okuduklarim disinda da Elif Safak’tan bir sey okumamistim. Taa ki gecen yilin sonuna kadar.

Birine kitap önerme aslinda ilginc bir konu, yerine göre bir servet bulunabilecegi gibi, cogu kez gereksiz zaman kaybettiren bir karin agrisi olabiliyor. Özellikle cok cok iyi tanidiginiz biri degilse. Elbette tam tersi örnekler de var. Richard Sennett’i coook yillar önce bir New York gezisinde, Metropolitan’da rastlantiyla tanistigim bir mimardan, yillardir yeni seyler yazmasini merakla bekledigim Sten Nadoly’i Iskocya’da bir tren yolculugu sirasinda sohbet ettigim bir edebiyat ögrencisi araciligiyla tanimistim.
Evet aylardir kactigim hesaplasma günü yakin, bu hafta ortasinda iyi niyetli ve sevimli birinin kalbini cok kirmadan gercegi söyleyecegim. Aksini yaparsam eger, her görüsmemizde bana kitabin diger bölümlerini soracak yoksa . Kendimi bayagi zorlayarak – komik ama B. ye karsi derin bir sorumluluk hissederek - 47. sayfaya kadar dayandigim kisminda zayifliklarin sayisi kalabalik bir ordu kadardi, stili yapiskan, eklektikliginin basi neredeyse atmosferin en üst katlarina degiyordu, yüzeyselligi ise insana korku veriyordu… neyse bu kadar yeter!

Keine Kommentare:

Kommentar veröffentlichen