Freitag, 16. Oktober 2009

yaz bitti

Erken baslayip bir kaybolan, sonra yine tüm sicakligiyla gelip bizi gölgelere kaciran, hayli uzun süren yaz benim icin dün bitti, sonbahar basladi. Dün sabah erkenden -son yillarda iyice benim üstüme kalan bir vazife oldu bu is- köpegimizle disari ciktigimda, kapiyi acip nefesimi kesen soguk ve islak havayla karsilasip, hemen iceri geri kacmayi düsünsem de köpegi olanlar bilirler, daha hazirlanirken sevincle, heyecanla önümden merdivenleri kosarak inip beklentiyle gözlerimin icine bakip "hadi artik gel" diyen köpegimizi hayal kirikligina ugratmak iyi olmazdi. Sanirim bu is düzenli ve zorunlu yapilmasi gereken bütün seyler gibi hazirlanip baslayana kadar acaip bir ic cekismesine neden olup, sonra da ilk adimla cikana kadar da süren bir sey. Disiplinle ilgili bir sey olsa gerek, ben de fazla olmayan bir sey!

Sonrasi merakla burnunu her yere sokan bir köpekle sürekli yeni bir seyler kesfetmek zaten. Nehir kiyisinda kimsecikler yoktu, tek tük, her havada ve her sabah devam ettiklerine inandigim beni gülümseten inatci ic disiplinleriyle kosanlar disinda. Karsidaki orman ise sisler icindeydi. Ne zaman bu aylarda oralarda dolassam aklima hep yillar önce yasadigimiz acaip uzun süren yaz aklima gelir. Neredeyse ekim sonuydu ama her yan günesliydi karsidaki banklarda oturup güneslenirken, nehirde yüzenleri, fiskiyeli oyun alaninda kosusan cocuklari hatirliyorum. Benim gibi hafizasi renkler, sözcükler, müzik ve kokularla isleyen biri icin bunlardan bir tanesi bile yetiyor yillar önceye dönmek icin.

Bu yaz nasil gecti? Önce mezuniyet törenleri, haftalara yayilmis upuzun bir kutlama haline ortak olma. Sonrasi yolculuklar, is, sonra firsat buldukca yine yolculuklarla gecti. Avrupa’nin en sevdigim yanlarindan birisi bir kac saat icindeki uzakliklara, degisik dil ve kültürlere dalmanin kolay olusu. Önce, her yilki ufak bir toplanti icin yine bir Londra ziyareti. Kalan zamanda cok severek dolastigim, her seferinde yeni bir seyleri fark ettigim Tate Modern. Benim son yillarda iyice derinlesen Hans/ Jean Arp hayranligim -aslinda karisi Sophie Taeuber-Arp la birlikte demek daha dogru olacak, hani su 50 isvicre frankinin üstünden bize birazda üzüntülü gözlerle bakan Sophie- orada ki ufak Arp isiyle yine canlandi. Bir de bu sefer Anselm Kiefer’i fark ettim, yani gercekten baktim ve fark ettim. Daha önce gördügüm islerine hic benzemeyen tuhaf, koca boyutlu, ama digerleri kadar insanin icini acitmayan bir seydi. Anselm Kiefer'le gercekten mesgul olmak gerek, ne zaman ondan bir seyler görsem, icimi yakan beni hemen oradan uzaklastiran bir seyler var. Ama haksizlik ettigimi de bir yandan hissediyorum. Sonra bir sucluluk duygusu yayiliyor icime.

Sonrasi Londra'da azicik yeni mahalleler kesfetmek vs.. Hava bu yil nereye gitsek bizimle gelen sicacik yaz havasiydi. Londra’da bazen agustos ayinda bile islanmak icten degilken, eylül ortasinda yazi yasamak harikaydi.


Londra'dan kalanlar

Döndük, ardindan benim duvarin yiklisindan beri ilk kez gördügüm dogu bölgesine üniversitenin bir toplantisi icin gittik. Halle, Meisen, Leipzig, Dresden, Königstein, Pirna, Glashütte, Bastai sonrasi doguya cek sinirina yakin köylerden, kasabalardan dolasarak bavyera üzerinden yine güneye döndük.

Halle sevimli bir üniversite sehri. Göz kamastiracak kadar zengin, insanin agzini acik biraktiracak kadar güzel hazirlanmis bir arkeoloji müzesi var - Landesmuseum für Vorgeschichte-. Özellikle oryantalistlerle ve etnologlarla gecirdigimiz günler -Yemen üzerine bir toplantiydi- dogu üniversitelerini biraz tanimami sagladi.
Bazen diger disiplinlerin bir araya gelmesinin ne kadar faydali oldugunu bana bir kez daha gösterdi. Eski yazili kaynaklardan alternatif tibbi bitkileri arastiranlar, eski göcebe kavimlerin vebanin dagilmasindaki rolü, yoksullukla mücadelede alternatif tarim, endemik bitki türlerini cogaltma, ah, daha buna benzer bir dolu konu. En ilgimi cekenler ise, Louvre müzesinden eski metinleri analiz ederken DTT kalintilariyla karsilasan o yüzden arastirmalarina biraz ara veren bir fransiz etnolog, bir de bundan taaa 40 yil önce kara yoluyla Yemen’e gidip orada bes yil kadar calisan yine bir fransiz doktorun sundugu dogu ve batinin tibba bakisini karsilastirdigi konusma oldu. Sonra Israil'den, eskiden Frankfurt'ta yasamis bir müze kuratörün cok eski dini metinlerde buldugu hastalik ve tedavileriyle ilgili konusmasi. Bir canada'li doktordan dogal uyusturucu kat'in etkileri, bir amerikali etnologdan yine kat'la iyice uyusma halinin edebi ve felsefi metinlerle ilgisini filan dinledim. Yemen'li üniversite mensuplarinin cogu eskiden dogu almanya' da okumus ve doktora yapmis güney yemen'lilerdi. Bir rus son derece sikici bir konusmayla Yemen’deki dogal balin azalisi ve sekerli hileli balin yayginlasmasi, yine baska bir almanin eski Iran/pers astronomi metinlerinde yildiz sistemleriyle ilgili konusmasiyla beni uykunun sinirina öyle yaklastirdi ki , ara verip disariya günesli havaya cikip, yürüyerek Saale nehrinin kiyilarinda azicik dolastim. Ilik iklimi bana yer yer rhein-neckar bölgesini hatirlatti. Ayrica aklimda günün birinde azicik arastirmak istedigim su bilgi de vardi: Veba salgininin dogulu toplumlarda özellikle de kücük asya ve orta doguda tahmin edildiginden daha büyük kalici hasarlara yol acmis olmasi.

Halle, üniversite oryantalistik bölümü kütüphanesi

Halle, restore edilmeyi bekleyen sokaklar


Elbe nehri kiyilari


Benim gibi bir kac istisna disinda gittigi hemen her yerde hosuna gidecek bir seyler bulan biri icin bu dogu gezisi ilgincti. Kafalardaki duvarlarin yikilmasi bazen politik duvarlarin yikilmasindan uzun sürebiliyor, bunu fark ettim. Leipzig demek benim icin Nikolaikirche ve Pazartesi yürüyüsleriydi. Tabii barok ve Bach disinda.

Dresden’in sasali, son derece ayrintili restore edilmis ve halen edilen eski ama cok dolu eski sehir merkezinden yan mahallere gectigimizde hayatimda hic görmedigim kadar sik Skinheade rastladim. Dresden'de canli bir Skinheadszene mevcut herhalde. (evet bu tür seylere hemen hic rastlanmayan kozmopolit ve liberal havasiyla ünlü bir üniversite sehrinde yasayan bir "tasra"liyim ben:).

Sachsen eyaletinin kirsal kesimleri, bana özellikle sonbahar zamanini ayni zamanda bir ürün kutlama -ve kutsama - seklinde de yasayan kirsal amerikayi hatirlatti biraz. Hayatimdaki ilk bal kabagi kizartmasini Sachsen’da minik köy lokantasinda yiyecegim hic aklima gelmezdi. Bir Pazar günüydü, lokal yas ortalamasi sanirim 80 olan köyün yerlileriyle doluydu, büyük olasilikla oraya uzun zamandir ugrayan ilk “turist” bendim. Sevimli ve zor bir aksanla konusuyorlardi. Yolumuzu kaybederek oraya rastlantiyla gelmistik, yemekten sonra haritalarimizi cikarip yeni rotamizi ararken, lokali isleten aile bize cok yardimci oldu, uzun uzun ana yola nasil cikacagimizi anlattilar. Elbe kiyilarini, üzüm baglariyla dolu dik yamaclari, restore edilmis irili ufakli sehirlerdeki Jugendstil evleri, yeni ve eski üniversiteleri gecerek ilerledik yolumuza.

Göc, sanirim her yerde artik gözle görülebilen bir olgu. Köylerin cogu bosalmis, terk edilmis, is imkanlarinin ortadan kalkmasiyla insanlar batiya, ya da büyük sehirlere göc etmisler. Yer yer hayalet köylerden gectik, buralarda NPD posterlerinin daha fazla olusu rastlanti degil. Bir insan ömrü icinde bu kadar cok degisiklik, alistiginin kisa sürede degismesi, insanlarin issiz kalmasi, sosyal korkular, ice kapanma, bazen umudu radikal ve eski tanidik degerlerle vaadeden yerlerde aramak yeni seyler degil. Sehir giris ve cikislarina yakin yerlerdeki bu tür secim posterlerinin hemen altinda yine ayni bölgede yasayan diger gruplarin astiklari özür dileyen posterler vardi. Benim gözlerimi yasartacak kadar samimi bir iyi niyet ve naiflikle npd nin yazdiklari icin özür diliyorlardi.
Ach die deutsche Seele!

Dresden, Staatliche Kunstsammlungen

dresden zwinger

dresden, zwinger

dresden neumarkt

Saechsische Schweiz, Bastai

Bastai

duvar yazilari, ja ja!! heryerde polise bakis ayni

Secim sabahi , sachsen yollarinda

Keine Kommentare:

Kommentar veröffentlichen