Mittwoch, 5. September 2012

Karolin

 Dün yolda Karolin’e rastladim. Bir bebek arabasi itiyordu. Aliskanlikla yine bos zamanlarinda bir bebege baktigini düsündüm. Meger kendi bebegiymis, daha sonbaharda görüsmüstük, epey macerali, yan patikalarla dolu ögrenim hayatini yeni bitirmis ve tayin icin bekliyordu. Sonraki aylarda bu yil sik sik yurtdisinda oldugum icin bir daha görmemistim.

Acaip mutlu, sadece dogumdan sonra genc annelerde görülen enerji dolu, tüm güclükler bana viz gelir havasiyla umut doluydu. Bebegi arabadan alip kucagima verdi, epeydir minik bir bebegi kucagima almamistim. Sakin, gülec, cok sevimli bir bebekti. Hani uykudan gülümseyerek uyanip güne büyük bir sorun yoksa hep öyle devam eden bebekler vardir ya – iste onlardanmis. Kilosunu, uzunlugunu, uyku düzenleri vs.. bana bir cirpida anlatti.

Karolin’i yillar önce cocuklarimizin bakicisi artik Ingiltere’ye döndügü zaman, bir arkadas araciligiyla bulmustuk. Daha üniversite egitiminin basinda, ne okuyacagina karar vermek icin o yili sabbat yili olarak gecirmeye karar vermisti. Babysitting iliskimiz cok kisa sürede arkadasliga dönüsmüs, ilerleyen yillarda insanin kendi sectigi akrabalarina benzemisti. Karolin insanin nefesini kesecek kadar güzeldi, gec biten bir ergenlik krizini de daha atlatmamisti. Önce sanat tarihi okumaya baslamis, tam bitirmesine bir kac ay kala birakmis, o zamanlar amerikali olan sevgilisinin yanida gitmisti. Sonra tekrar dönüp, bu kez ögretmen olup, yurtdisindaki alman okullarinda calismaya kararliydi. Sonra uzadikca uzayan üniversite hayati , sürekli verdigi karardan emin olamama haliyle bitti. Hic beklemedigi, artik umudugunu bayagi kaybettigi sirada Felix’le tanisti. Dünya yeniden pembelesti, Karolin hepimizin epeydir bekledigi o güzel gülüsüne yeniden kavustu.

Keine Kommentare:

Kommentar veröffentlichen