Ne garip bir rastlanti, yillar önce bir kitap benzer tepkiler baslatmisti. Simdi bugünlerde yine baska bir film nedeniyle benzer seyler yasiyoruz. Göstericilerin estetik algilarini burada anmak gereksiz. Galiba icerigin cogu zaman öyle büyük bir önemi de yok. Hangi faktörler onu bir sembol haline getiriyor bunu sosyologlar sanirim bize daha iyi anlatabilirler.
Eski ve yeni gösterileri haberlerde izlerken cok sasiriyorum. Tamam bu son film gercekten o kadar kötü yapilmis ki ama Pakistan’in ücra bir köyünde sakalli bir adami, Misir’da genc bir delikanliyi sokaklara düsürecek, bir seyleri yakacak, birilerini öldürecek kadar öfkelendirmesini anlamak cok zor. Olaylar bana daha cok yeni bir güney–kuzey, dogu–bati, yoksul-varlikli catismasi, daha cok ventilini arayan cok derin bir fanatik ve umutsuz öfke halinin semboli gibi geliyor.
Ama Salman Rushdie’in su siralara yayinlanan anilarinin yine benzer bir döneme denk gelmesi ne kötü ve talihsiz bir rastlanti.
Su sirada bir cok dilde ayni zamanda yayinlanan anilarinda o dönem ve sonrasini ayrintilariyla anlatiyor Rushdie. Benim ilgimi ceken Rushdie’nin kendinden bahsettigi bu kitapta dilinin hayli farkli olusu. O kelimelerle cok zekice oynayan, keskin ve tam zamaninda tonlamalariyla nefesimizi kesen romanlarindaki dil, kendinden bahsederken donuk, hantal, pathetic, kitsch, sakar haliyle insanin gözlerini yasartiyor. Bu korkunc talihsiz olayla 3. tekil sahis kullanarak arasina koymaya calistigi mesafeyi anlamaya calissam da - hakkinda seksenlerin sonunda Ayatollah Khomeini tarafindan verilen fatwa ile öldürülme karari yeterince korkunc zaten- bu kadar aradan sonra geriye bakarak bir seyleri toparlamaya, aciklamaya ve yeniden düzenlemeye calisirken Rushdie’nin hic aliskin olmadigimiz bu yavan dili beni acaip sasirtti ve derin travmalarin dehsetli tahrip gücü hakkinda düsündürdü.
Ama elbette Rushdie bu, özellikle son bölümlerde islam tarihiyle tanismasini, The Satanic Verses romaninin olusma dönemini anlatisinda tanidigimiz, cok zeki, keskin dilli bir yetenegin eski ironik, muzip, nüktedan uslubuyla yeniden karsilasinca cok seviniyoruz.
Kitabin adi, saklanarak baska bir isimle yasadigi yillarda sectigi Joseph Anton. Joseph Conrad ve Anton Cehov’un karisimi. Ne güzel!

Keine Kommentare:
Kommentar veröffentlichen